Trekking Tümü

Likya Yolu 2 ( 14-18 Nisan 2025 )

1 yıl önce | okunma

1999 yılında Kate Clow tarafından ülkemiz turizmine kazandırılan Likya Yolu’nu 2021 yılındaki ilk yürüyüşümden sonra ikinci Likya Yolu maceram Nisan 2025 tarihine denk geldi.
Soğuk ve bol yağışlı geçen kış ayları sonrasında Akdeniz’in ılıman ikliminde 5 günlük trekking macerası bana da iyi gelecekti.Ekip yılların gezgini Ersin Hocamız yani Ersin Demirel , Kampçı Ömer Sezgin , Fatih Kol ve bendeniz.
13 Nisan Pazar günü Ankara’da buluştuktan sonra Ömer Abi Fatih ve ben hızla Antalya’ya doğru yola koyulduk , rotamız Ersin Hoca rehberliğinde Çıralı merkezli Likya yolu parkurları 4 gün boyunca gezmekti.
Likya Yolu’nun şöyle bir kolaylığı var ; eğer sırt çantası taşımak istemiyor ve çadırla kampla uğraşamam diyorsanız en kolay ve en uygulanabilir hali merkezi bir bölgede bir pansiyonda konaklayıp günlük turlar halinde parkurları yürüyüp akşamda pansiyon konaklama yapmak.
Bizimde bu sene planımız bu yönde idi , Çıralı’da Armina Otel’de konaklayıp her gün farklı bir etaba gidip oradan etabı tamamlayıp akşamına otelimize dönüp günün yorgunluğunu atmaktı.
13 Nisan Pazar akşamı gece saat 22.00 sularında otelimiz Armina’ya varmıştık.Sabah erken Ünye’den yola çıktığım için 14 saatlik yolculuk yormuştu.
Otelimiz Çıralı sahilinin en son kısmında portakal ve limon ağaçlarının arasında küçük ahşap bungalow evlerden oluşan şirin bir oteldi.İşletmecisi karı koca olan 3 çocuklu bir çift idi.Konaklama sabah akşam yemekliydi böylece akşam yemekleri de otel sahibimiz Hafize Hanım tarafından yapılacak bizde Akdeniz mutfağını keyifle tadacaktık.
Gece indiğimiz için otel hakkında bir bilgi sahibi değildik sabahın ilk ışıklarıyla mis gibi kokan portakal ağaçlarının arasında güneşin doğuşuna tanıklık edince otel konusunda doğru tercih yaptığımızı anladık.

14 Nisan Pazartesi Ulupınar Yanartaş Çıralı Etabı

Sabah güzel bir kahvaltı sonrası aracımız ile Çıralı sahilinden Kemer yoluna çıkarak rehberimiz Ersin Hoca’yı da alarak siz bakmayın rehber diye yazdığıma gönül dostluğumuz olan abimizdir kendisi ama yıllardır Likya yolunda geziler organize ettiği için mesleki statüsünü kullanmak Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek olur.
Kısa bir hasretlik gidermeceden sonra uzun zamandır planlamasını yaptığımız ama iş yoğunluğu nedeniyle hep ertelemek zorunda kaldığımız Likya Yolunun ilk etabına Ulupınar’dan başladık.


Çam ormanı içinden sol tarafımızda kalan pınarı takip ederek yokuş aşağı inmeye başladık.Eskiden ambar olarak kullanılan çivisiz tamamen geçme sistemler ile yapılan ahşap yapıları gördükten sonra pınarın karşına geçip yavaş yavaş kayalık patikadan yukarı yükselmeye başladık.
Likya yolu kırmızı beyaz işaretler ile patikaları belirlenen güvenilir trekking güzergahlarından bir tanesidir.Kolay kolay kaybolmazsınız ama işaretleri doğru okur iseniz.
Rotamız ilk gün için yaklaşık 10 km civarında maksimum irtifa ise 340 metre civarlarındaydı .Ama çok kolay olarak düşünmeyin ortalama 25 derece hava sıcaklığı ve nem alışık değil iseniz sizi yorabilir uzun zamandır giymediğiniz trekking botlarınız ayaklarınızı vurabilir.
Rota günübirlik olduğu için yanımıza sadece ihtiyaçımız kadar, o da 2 litre su ve biraz atıştırmalık çay kahve almıştık , ufak ufak molalar vererek 341 metrede ki zirve geçidine kadar ulaştık ve burada ilk Yanartaşları gördük.
Yanartaş jeolojik olarak yer altından çıkan Metan gazının oksijen ile teması sonrasında sürekli yanan bir oluşum.Hiç sönmediği için de tarih boyunca mitolojik olarak da efsanelere konu olmuş.


Efsanesi ise Ephyra Kralı Glaukos’un oğlu Hipponoes bir av partisinde kardeşi Belleros’u öldürür ve “Belleros’u Yiyen” anlamına gelen Bellerophontes adını alır. Ephyra’dan sürülen Bellerophontes, Argos kralına sığınır. Kendisine sığınan bu genci öldürmeyi kendine yakıştıramayan Argos Kralı onu Likya Kralın’a gönderir.

Likya Kralı acınacak haldeki bu genci öldürmek istemez ve onu Olympos dağında yaşayan aslan başlı, keçi gövdeli, yılan kuyruklu ve ağızdan alevler saçan canavar Chimera ile dövüşmeye gönderir. Bellerophontes, Pegassos adlı kanatlı atına binerek Chimera ile savaşmaya gider. Chimera saldırdığında Pegassos havalanır ve Bellerophontes yere inerken mızrağı ile canavarı yerin yedi kat dibine gömer. Fakat Chimera yerin 7 kat altından alevler saçmaya devam eder. Anadolu’da binlerce yıldan beri anlatıla gelen ve Homeros’un bize bu şekilde aktardığı efsaneye göre hala yanan alevler, Chimera’nın yerin yedi kat dibinden fışkıran alevleridir.
Bellerophontes’in zaferini kutlamak amacıyla Olympos’da bir yarış düzenlenir. Atletler Chimera Kutsal Ateşiyle meşalelerini tutuşturarak Olympos kentine koşarlar. Böylece, daha sonraları değişik spor dallarının eklendiği ve birkaç gün süren Olimpiyat Oyunları’nın Anadolu’daki ilk örneği gerçekleşmiş olur.
Tabi efsane ile beraber bölge de yıkık halde bir tapınakda bulunuyor.


Zirvede çay ve kahve molasından sonra zirveden aşağıya asıl Yanartaş olarak anılan bölgeye dik bir yokuştan indik , Chimera yani Yanartaş taşların olduğu bölge Milli park statüsünde buraya asıl giriş Çıralı sahilinden ücretli yapılmakta.Bolca basamağı olan merdivenlerden çıkarak buraya ulaşabiliyorsunuz.Biz rotayı tersten yaptığımız için bölgeye tersten girmiş olduk.Aslında merdiven olayı biraz mitolojiyi ve yolun anlamını bozmuş olsa da günübirlik turistler için bir kolaylık.


Parktan çıktıktan sonra bizi bekleyen aracımıza binip Çıralı sahiline doğru yola koyulduk otelimize gelince soluğu doğru yorulan ayaklarımız dinlendirmek için denizde aldık.Aylardan Nisan olmasına karşın deniz oldukça soğuktu girmek için biraz cesaret gerekliydi günün sonunda o bizde yoktu. Gece Hafize’nin güzel yemekleri sonrasında biraz güç toplamak için güzel bir uyku hepimize iyi gelecekti.

Powered by Wikiloc

15 Nisan Salı Korsan Koyu Gelidonya Feneri Adrasan Etabı

Portakal çiçeği kokusuyla güne merhaba dedikten sonra uzun ve yorucu etabımıza hazırlıklarımız güzel ve doyurucu bir kahvaltı ile başladı.Güneşten koruyucu kıyafetler , su , enerji verici yiyecekler , şapka , güneş gözlüğü , batonlar , bolca yara bandı ve dalından taze koparılmış yaz portakalları
Bugün ki etabımız Korsan koyundan başlayıp Likya yolunun en güzel görsellerinden biri olan Gelidonya Feneri üzerinden Adrasan Koyuna inmek , yaklaşık 20 kilometrelik maksimum 420 metre irtifası olan kayalık patikalarla dolu güzergah.
Aracımız bizi otelden alıp etap başlangıcı olan Korsan Koyuna kadar getirdi.Likya yolunun güzel taraflarından biri yola bağlantılı olan herkesin burada turizm adına birşeyler yapıyor olması ,kimi gözleme yapıyor , kimi portakal nar suyu sıkıp satıyor , kimi kamp yeri işletiyor vs vs vs


Korsan koyuna girince irili ufaklı kimi salaş kimi konforlu kamp alanları , bungalow evler , çadırlar görüyorsunuz .Aslında yaz sezonu açılmadığı için çoğu boş ama Likya yolunun yürüme mevsimi bu aylar olduğu için burada gördüğünüz insanların çoğu bu yolu buraya yürümek için gelen insanlar oluyor ve de pek çoğu yabancı turist.
Korsan koyu turkuaz renklere hakim berrak bir görüntüye ve koy içinde yıkık bir şapele sahip.Tabi sezon açılış zamanı yaklaştığı için çoğu yerde inşaat faaliyetleri mevcut.Bu yolun makus kaderi bu sanırım turizm adı altında talan edilmesi.
Korsan koyundan denize paralel taş patikadan yavaş yavaş yükselirken sağ tarafınızda kalan deniz manzaralı yolda köpeklere rastlamanız ve onların size eşlik etmesi olağan bir durum.Sanki yolun rehberleri gibi ya siz onları yada onlar sizi patika boyunca takip ediyor.Bizim de rotamızda refakatçi bir köpeğimiz oldu hatta suyumuzu ve yanımızda götürdüğümüz erzaklarımızı onunla paylaştık.
Korsan koyundan yaklaşık 6 km sonra Likya yolunun en güzel fotoğraflarından birinin çekildiği ünlü Gelidonya fenerine geliyorsunuz.Patikada keskin bir virajı döndükten sonra aniden karşınıza çıkıyor fener.


227 metre rakımı ile Türkiye de en yüksek fener olarak yer almakta ve Taşlıkburnu feneri olarak bilinmekte.Akdeniz’de yer alan kılavuz fenerlerden bir tanesi.Güneş enerjili sistem kurulana kadar manuel olarak yıllarca devreye sokulan bir fener.Mevzuata göre deniz feneri bekçiliği babadan oğula yani bir sonraki nesle geçen bir sistem.Buranında şimdi ki bekçisi burayı babasından devralmış.Haftada 1-2 gün cross motoru ile fenere gelip rutin kontrollerini yapmakta.Bazen turistleri misafir etmekte.
Fenerden yüzünüzü Akdeniz’e dönünce karşınızda 5 Adalar’ı görürsünüz.Fenerin biraz yukarısında ki seyir yerinde o kartpostallara konu olan fotoğraftan sizde çekinebilirsiniz.


Fenerde bir süre dinlendikten sonra bu arada fener oldukça rağbet görüyor kalabalık olması sezonda muhtemel yolumuza yol arkadaşımız Çomar ile devam ediyoruz.
Yolun fenerden sonra ki kısmı inişli çıkışlı,çam ağaçları arasında bir inip bir çıkarak sağınızda bu sefer tatlı su kaynağı da olan Sulu Adayı takip ederek zirve kısmına ulaşıyorsunuz.Patika kimi zaman sizi zorlayabiliyor boğazlı bot mutlaka lazım ve de yeterince su
Fenerden sonra yaklaşık 15 km daha yürüyerek Adrasan sahiline ulaştık yol boyu pek çok turist ile karşılaştık vatandaşlarımızdan kimse denk gelmedi.Hatta konuştuğumuz turistler ilk yerli ekip sizi gördük diye de şaşkınlıklarını ifade ettiler.


Günün sonunda 20 kilometre yürüdük 3 tane yol arkadaşı Çomar’ımız oldu.Ve de yürüyenlerin çoğunun kadın olması da bizi şaşırttı.
Günün yorgunluğunu Çıralı’da oteli olan Osman arkadaşımızın ev sahipliğinde yediğimiz güzel bir yemek ve sonrasında uyku ile gidermeye çalıştık.

Powered by Wikiloc

16 Nisan Çarşamba Tahtalı Dağı Zirve

Yine güne mis kokular ile uyanıp kahvaltı sonrasında Beycik köyüne doğru araç ile yola koyulduk.Hedef zirvesine teleferik ile de çıkılan 2366 rakımlı Tahtalı dağına arka sırtından yürüyerek tırmanmak.Beycik köyünden başlayan patika ile güneşli bir günde yola koyulduk.Buradada yol boyu turist gruplarıyla karşılaşmak mümkün.İki tarz rotası mevcut eğer tırmanmayı seviyor iseniz Beycik köyünden Eren Kolu geçitinden zirve yapıp teleferik ile aşağıya inmek yada tam tersi inmekten hoşlanıyor iseniz teleferik ile çıkıp aynı rotayı iniş olarak yapmak.
Bizim tercihimiz zoru sevdiğimiz için tırmanmak oldu.


Patikadan yaklaşık 3 kilometre sonra sizi salaş bir kafe karşılıyor burada tırmanış öncesi içeçeğiniz portakal yada nar suyu ile enerjinizi toplayıp yola koyulabilirsiniz.Ama yine kalabalığa denk gelmeyin bir portakal suyu için en az bir saat beklemek zorunda kalabilirsiniz.Turlar işi çözmüş öncesinde rezervasyon bile yaptırıp meyve sularını ayırtabiliyorlar.
Kafenin arkasındaki ahşap merdiven ile başlıyor tırmanma.Yol boyu kısa molalar ile yükselmeye devam ettik.Ağaç altında yürüdüğümüz için güneşi yakıcı etkisinden rahattık.


Eren kolu geçitinden geçip kıraç taşlık alana çıkınca Tahtalı zirve kendini gösteriverdi.
Yıllar önce açılan z şekilli traktör yolunu görünce bir adım bir nefes ile taşlık yolu tırmanmaya başladık.Parkurun 13 kilometrelerinde zoru bitirmiş kolaya kalmıştık.Yer yer bazı bölgelerde hala kar vardı.Yani Nisan ayında Antalya da kar çiğniyorduk.Zirveye yaklaştıkça güneş yerini esen sert rüzgara bıraktı artık üşümeye başlamıştık ki montları çıkarıp giymek zorunda kaldık.


Son bir nefes ile zirveye ulaşınca enfes Antalya Kemer Çıralı Adrasan sahillerini aynı anda gören manzarayı seyre başladık.Fatih’in bir ara teleferik kapalı mı yoksa dediği şakası gerçek olduğunda aklımız yerinden çıktı.
Teleferik saat 15.00 da kapanmıştı zirvede sadece güvenlik görevlisi kalmıştı.Bir anda çıktığımız o zorlu yolu tekrar geri ineceğimiz düşüncesi bizi fena yıkmıştı.


Allah’tan güvenlik görevlisinin yardımcı olmaya çalışması sonucu bizim için teleferiği tekrar çalıştırma kararı aldılar.Artık 60 kişilik kabinde aşağı ineceğimiz anı sabırsızlıkla beklemeye başladık ne zaman ki kabin hareketlendi o zaman derin bir nefes aldık.15 dakika gibi bir sürede aşağıda indik teleferiğin manzarası müthiş.Akdeniz sahilini doya doya izliyorsunuz inerken.

Tahtalı zirve kolay gözükse de yorucu bir tırmanış etabı , her şeye hazırlıklı olmak gerek , her ne kadar parkurda başka insanlarda olsa bir anlık dikkatsizlik üzücü sonuçlar doğurabiliyor.Çoğu insan bu patikaları bir dağcıya göre çıplak sayılabilecek kıyafetlerle geziyor.Terlikle bile çıkanı gördük desek şaşırmayın.Küçük bir ilkyardım seti , bir miktar su ve yiyecek , yağmurluk yada polar bir üstlük , güneş gözlüğü ve şapka , gece feneri aslında olması gerekenler ve de en önemlisi çalışan bir telefon.

Powered by Wikiloc

17 Nisan Perşembe Olympos Adrasan

Tahtalı dağı zirve performansından sonra son gün Olympos antik kenti üzerinden Adrasan etabını yapma zamanı gelmişti.Yine sabahın güzel bir vakti erkenden yola koyulduk.Çıralı plajının en ucundan Olympos Antik kentine giriş yapıp biraz kültür turu yaptıktan sonra başlangıç tırmanışı için dere kenarında ki aralıktan Olympos etabına girdik.Likya yolu yer yer bazı bölgelerde aslını maalesef yitirmiş.Yapılan turizm işletmeleri , seralar , açılan tarım arazileri buna sebep olmuş.O yüzden bazı yerlerde enteresan geçişler mevcut.


Olympos etabında yürürken sizi yaklaşık 2-3 kilometre sonra Sandal Ağaçı ormanı misafir ediyor.Gemi yapımında dayanıklılığı sebebiyle çok aranılan bir ağaç türü olan kırmızı gövdeli Sandal ağaçı bu bölgede oldukça sık bulunuyor.
Orman içinde bazı yıkık antik duvarlara ,eserlere denk gelebilirsiniz hatta bazı bölgelerde arkeolojik çalışma yapılmayan alanlar olduğu burada henüz el değmemiş eserler olduğu söyleniyor.


Eğer sakin bir hız ile ilerlerseniz gökyüzünün bile görünmediği sık orman içinde keyifle Adrasan tarafına geçiş yapabilirsiniz.
Molanızı ise Aşık Kafe ki o rotada bulunan tek yer, sıra bulabilirseniz , verebilirsiniz.Yada güzel bir çimenlikte bir ağaç altında uzanabilirsiniz.
Rotanın Adrasan kısmında da maalesef bozulmalar az önce bahsettiğim sebeplerden dolayı mevcut.

Powered by Wikiloc

Sonuçta Likya Yolu maalesef gün geçtikte tahribata uğramaya başlamış.Hani diyoruz ya insan eli değmeden bir an önce görülmesi gereken yerlerden biri.Çünkü bu yıl gördüğünüz güzellikleri seneye görme ihtimaliniz olmayabilir.
Dünya mirası sayılabilecek Likya yolu maalesef sahipsiz durumda görüntüde birçok isim yola sahip çıkıyor gibi ama yol eski bakir günlerini yitiriyor.Siz siz olun görmediniz ise gecikmeyin.


Likya Yoluna her yıl ilaveler yapılmakta başlangıçta 520 kilometre olarak çizilen yol bazı eklemeler ile bu rakamın çok üstüne çıkmış durumda.Yolun tamamını yürümek 30-45 gün arasında.En rahat şekli ise konaklamalı günübirlik turlar şeklinde ve de yılda bir haftalık geziler halinde kısım kısım yapmak.Eğer 20 kiloluk sırt çantam ile kamplı yaparım diyorsanız iyi bir kondisyona sahip olmanız gerekiyor.Sırt çantalı gezenler ile günübirlik gezenlerin arasında ki farkı yüz ifadelerinden çok net anlıyorsunuz.Biri nereden geldim ben buraya derken diğeri ohh en güzel kuşlar gibi özgürüm ifadesi yaşıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir