Tümü Turistik Seyahat

Kıbrıs ( 04-06 Ocak 2025 )

1 yıl önce | okunma

1974 yılında Ayşe Tatil’e çıktı şifresi ile Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında adanın ikiye bölünmesiyle oluşan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Pek çoğumuzun kumar ve gece hayatı ile tanıdığı ama tarihsel anlamda Akdeniz’de stratejik bir konuma ve kültürel öneme sahip Kıbrıs adası. Akdeniz’de Sicilya ve Sardinya adalarından sonra üçüncü büyük adadır.

Kıbrıs adasında ilk yerleşimciler MÖ 7-10 binli yıllarda Anadolu ve Suriye topraklarından gelmişler. Asur, Pers, Mısır ve Büyük İskender’le birlikte Helen hâkimiyeti altına giren ada, MÖ 58’de Roma İmparatorluğu topraklarına dâhil olmuş, Roma İmparatorluğunun 395 yılında bölünmesiyle birlikte Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde kalmıştır. Hz. Osman’ın hilafeti döneminden başlayarak Emevi ve Abbasi dönemlerinde İslam ordularının uzun süre fethetmek için çaba sarf ettiği Kıbrıs, kısmi başarılara karşın tam bir İslam beldesi hâline dönüştürülememiş, ancak Müslümanlar farklı tarihlerde peyderpey adaya yerleşmiş, Bizans da Müslüman akınları karşısında kimi zaman vergi ödemeyi kabul etmiştir.

Kıbrıs, 1191 yılında Haçlı ordularının başında bulunan İngiltere Kralı I. Richard tarafından ele geçirilmiştir. Tarihte “Arslan Yürekli” olarak bilinen I. Richard adayı Tapınak Şövalyeleri’ne satmış, ancak şövalyelerin adayı bir yıl sonra Richard’a iade etmesi üzerine, kral adayı bu kez de eski Kudüs Kralı Guy de Lusignan’a satmıştır. Böylece adada ismi Kudüs Krallığı olan ve 1489’a kadar varlığını sürdüren “Luzinyanlar” dönemi başlamıştır. Bu dönemde ada ekonomik ve kültürel anlamda en güzel dönemini yaşamıştır.

1489 yılında Venedik hâkimiyeti altına giren Kıbrıs, ada halkı açısından sıkıntılı geçen yaklaşık bir asırlık dönemin ardından 1571’de Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına dâhil edilmiştir. Doğu Akdeniz ve çevresinin tamamen hâkimiyet altına alınması, adanın stratejik önemini daha da arttırmış, özellikle korsanlık faaliyetleri Kıbrıs’ın fethini zorunlu kılmıştır. Bu fetih, Akdeniz’deki Türk hâkimiyetini perçinlemiş olması bakımından büyük öneme sahiptir. Osmanlı hâkimiyeti döneminde Kıbrıs’ta hayat yeniden canlanmış, Venedik döneminde kapatılan Ortodoks kiliseleri tekrar ibadete açılarak Hıristiyanların inanç özgürlüğü sağlanmıştır.. Öte yandan başta Karaman olmak üzere Ürgüp, Beyşehir, Niğde, Aksaray gibi Orta Anadolu’nun çeşitli illerinden getirilen yerleşimcilerle adadaki Müslüman nüfus yeniden arttırılmıştır. Adada bu dönemlerde hamam medrese cami gibi birçok Osmanlı eseri yapılmıştır.

Osmanlı Devleti’nin 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nden mağlubiyetle ayrılması ve imzalanan Ayestefanos Anlaşması’nın ağır şartları Avrupa devletlerini de harekete geçirmiş, bir süredir Hindistan deniz ticaretini kontrol altına almak için Kıbrıs’a göz diken İngiltere, bu durumu fırsat bilerek Anadolu’da olası bir Rus tehlikesine karşı Osmanlı’ya yardım etme sözüyle Kıbrıs’ta askerî üs kurmayı teklif etmiştir. İçinde bulunduğu zor şartlar altında bu teklifi kabul etmek durumunda kalan Osmanlı, 4 Haziran ve 1 Temmuz’da imzalanan ve 15 Temmuz 1878’de yürürlüğe giren anlaşmalarla egemenlik hakları saklı kalmak ve her yıl belirli miktarda ödeme almak kaydıyla Kıbrıs’ın idaresini fiilî olarak İngiltere’ye terk etmiştir.

İngiliz yönetiminin idareyi ele almasıyla birlikte pek çok problem ortaya çıkmış, İngiltere anlaşmalara aykırı adımlar atarak vakıf ve padişah mallarına el koymaya, Müslüman halka baskı uygulamaya başlamış; ayrıca Rumları da Müslümanların mallarına el koymaya teşvik etmiştir. Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte aradığı fırsatı bulan İngiltere, 1914 yılında Kıbrıs’ı ilhak ettiğini ilan etmiştir. 1923 yılında imzalanan Lozan Anlaşması’yla da Türkiye İngiltere’nin bu ilhakını tanımayı kabul etmiştir.

İngiltere 1925 yılında Kıbrıs’a kraliyete bağlı bir koloni statüsü vermiş ancak 1931 yılında Rumlar adanın Yunanistan’a bağlanması için isyan başlatmıştır. 1950 yılında adada Psikopos Makarios önderliğinde bir plebisit gerçekleştirilmiş, İngiltere ve Türkiye tarafından tanınmayan bu plebisitin sonuçlarına dayanan Yunanistan ve adadaki Rumlar, Birleşmiş Milletler’e müracaat ederek selfdeterminasyon hakkı talep etmiştir. Bu girişime mukabil Türkiye de benzer bir taleple BM’ye müracaat etmiş, ancak BM bu hakkın her iki taraf için söz konusu olabileceğine kanaat getirmiştir. Bu süreç, Kıbrıs Rumlarının Yunanistan’a bağlanma, yani Enosis hedefine ulaşmak için EOKA adlı terör örgütünün kurulmasına zemin hazırlamıştır. 7 Mart 1953’te Yunanistan hükümet üyeleri, Makarios ve EOKA kumandanı Albay Grivas, EOKA andı içmiş; bu tarihten itibaren Rum tarafı Kıbrıslı Türklere karşı büyük bir şiddet hareketi başlatmıştır. Özellikle 1955 yılından itibaren yüzlerce Türk öldürülmüş, Türklere ait mallar yağmalanmış, 6.000 kişi mülteci konumuna düşmüştür. Halkın can ve mal güvenliğinin kalmadığı böyle bir ortamda 1958 yılında Türk Mukavemet Teşkilatı kurulmuştur. Adadaki sürecin giderek çıkmaza girmesi üzerine İngiltere 1959 Şubat’ında taraflarla İsviçre ve İngiltere’de görüşmeler düzenlemiş ve bu görüşmeler neticesinde 19 Şubat 1959 tarihinde her iki tarafın eşit statüye sahip olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması kabul edilmiştir. 16 Ağustos 1960 tarihinde her iki taraf da adaya çıkarak bağımsız devleti başlatmıştır. Anlaşma uyarınca cumhurbaşkanının Rum, yardımcısının Türk olması; hükümet, meclis ve kamu görevlerinde de kontenjanların Rum tarafı lehine %70’e %30’luk bir paylaşımla dağıtılması kabul edilmişse de ilerleyen süreçte Makarios liderliğindeki Rum tarafı adada gelinen noktayı Enosis için bir adım olarak gördüğünden anlaşma şartlarının uygulanmasına imkân tanımamıştır.

Makarios’un anayasanın uygulanamaz olduğu ve değişikliğe ihtiyaç duyulduğu iddiasıyla ortaya attığı fikirler, Türkleri adada azınlık konumuna düşürmeyi ve eşit kurucu ortaklık statüsünü ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. 30 Kasım 1963’te sunulan teklif, garantör ülkelerden Türkiye tarafından 6 Aralık 1963 tarihinde reddedilirken, diğer garantör devletler Yunanistan ve İngiltere teklife olumsuz cevap vermeyerek Rum tarafını cesaretlendirmiştir. Böylece Aralık 1963’te, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği, yaralandığı, yaklaşık 30.000 kişinin mülteci durumuna düştüğü, 100’den fazla köyün tahrip edildiği Rum katliamları başlamıştır. Uluslararası kamuoyunun seyirci kaldığı bu katliamlar, “Türkler isyan etti” yalanı ile meşrulaştırılmaya çalışılmış, katliam esnasında Rum tarafının kontrolünde olan iletişim kanalları da kesilerek Türkiye’ye karşı bir karartma uygulanmıştır. “Kanlı noel” olaylarıyla adada işlerin iyice çığırından çıkması üzerine, İngiltere 30 Aralık 1963’te Lefkoşe’de Yeşilhat’ta girmiş ve böylece adanın kontrolü defakto olarak ikiye ayrılmıştır.

Ancak bu tarihten sonra da Rum tarafının uluslararası hukuku hiçe sayan girişimleri hız kesmemiş, Türklere yönelik terör faaliyetleri devam etmiştir. Yeşilhattı geçerek Türk tarafını taciz eden, cinayet ve yağma faaliyetlerini sürdüren Rumlara karşı, Türkiye’nin müdahil olma talepleri ise BM ve ABD tarafından sürekli reddedilmiştir. 1968’de Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta başlatılan görüşmelerden de netice alınamamış, bu süreçte Makarios, Enosis’i uzun erimli bir proje olarak uygulama yoluna gitmiştir. Yunanistan tarafı bu karardan memnun olmamış ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını bir an önce gerçekleştirme düşüncesinde ısrar etmiş, bu da Makarios yönetimiyle Yunanistan’ın arasının açılmasına neden olmuştur. 15 Temmuz 1974’te gerçekleştirilen darbe sonrasında Makarios ABD’ye kaçmış, onun yerine göreve gelen Nikos Sampson ise aynı gün Yunanistan’a ilhak anlamına gelen Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. Makarios’un 19 Temmuz’da BM’de yaptığı konuşmada Kıbrıs’ın Yunanistan tarafından işgal edildiğini, Türklerin can ve mal güvenliğinin bulunmadığını söylemesinin ardından Türkiye, İngiltere’ye garantör ülkeler olarak Kıbrıs’a birlikte müdahale etmeyi teklif etmiş fakat İngiltere bu teklifi kabul etmemiştir. Bunun üzerine 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Türk Barış Harekâtı başlatılmıştır. 22 Temmuz’da ateşkes ilan edilmiş, Sampson iktidardan uzaklaştırılmış, ancak Rum tarafı bu karara uymayarak Türk köylerine saldırmaya devam etmiştir. 25 Temmuz’da Cenevre’de toplanan garantör devletlerin 30 Temmuz’da imzaladığı protokole göre güvenli bölge oluşturulması, işgal altındaki Türk köylerinin derhâl boşaltılması, esirlerin mübadele edilmesi veya serbest bırakılması ve barışın sağlanabilmesi için görüşmelerin sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca adada Rum toplumu ve Türk toplumu olmak üzere iki otonom yönetimin varlığı da kabul edilmiştir. Yunanistan daha sonra Atina Yüksek Mahkemesi’nin 21 Mart 1979’da aldığı kararla Türkiye’nin gerçekleştirdiği barış harekâtının yasal olduğunu kabul etmiştir.

Cenevre Anlaşması Yunan tarafını tatmin etmemiş, 8 Ağustos’taki ikinci toplantıdan da istenen neticenin alınamaması üzerine 14-16 Ağustos 1974’te İkinci Kıbrıs Türk Barış Harekâtı yapılarak KKTC’nin bugünkü sınırları çizilmiştir. Rum Kesimi’nde kalan Limasol, Larnaka, Baf şehirlerinde ise Türkler büyük katliamlara maruz kalmıştır. 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edilmiş, adanın iki bölgeden oluşan federatif bir yapıya kavuşacağı ve Rum tarafıyla birleşileceği varsayımıyla hareket edilmiştir. Bu doğrultuda yeni devletin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın önce 1977’de Makarios, ardından 1979’da Kiprianu ile gerçekleştirdiği görüşmelerde bu yönde ilkesel olarak mutabık kalınmasına karşın, Rum tarafı kendilerinin tek hâkim olduğu bir yönetim modelinde diretmeye devam etmiş ve verilen sözler yerine getirilmemiştir. Adada iki toplumlu federatif bir yapının mümkün olmadığını gören Türk yönetimi, 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) bağımsızlığını ilan etmiştir. Rum ve Yunan taraflarının girişimleriyle BM Genel Kurulu’nda KKTC’nin bağımsızlığının tanınmasını engelleyecek bir karar çıkartılmış, böylece Bangladeş, Pakistan gibi pek çok Müslüman devletin KKTC’yi resmen tanımasının önüne geçilmiştir.

Mevcut durumda Başkent Lefkoşa’dır. Diğer ilçeleri Gazimağusa, Girne, Güzelyurt, Yeni İskele ve Lefke’dir. İl olayı Kıbrıs’ta yoktur.İngiliz hakimiyetinden miras kalan soldan akan trafik ve sağdan direksiyonlu otomobiller sizi şaşırtmasın , trafik kurallarına riayet üst düzeydedir.

Girne Dipkarpaz Rotası

Eğer adada kumar dışında birşeyler yapmak isterseniz coğrafik turlardan bir tanesi olan adanın en uç burun kısmına araçla gidebilirsiniz.Oraya gitmeden tarihi Girne Kalesini ve Girne şehir merkezini gezebilirsiniz.

Girne Kalesi her ne kadar Arslan Yürekli Richard’ın Kıbrısı fethetmesi dönemine kadar uzansada asıl Müslüman akınlarına karşı savunma amaçlı olarak kullanıldığı bilinmekte.Kale çatışmasız Osmanlı Kontrolüne geçtiğinde yapılan Osmanlı düzenlemeleri İngiltere kontrolüne geçtiği dönemlerde yıkılmıştır.
Kale halen bütünlüğünü muhafaza etmekte , kale iç kısmına çıkılan yolda Osmanlı Amiralı Sadık Paşa mezarı bulunmakta.Girne limanına hakim konumda bulunan kalede batık gemi eserlerinden oluşan küçük bir müzede bulunmakta.

Girne Kalesinden çıktıktan sonra gece hayatının yaşandığı barların önünden geçerek limanın uç kısmına yürüyebilirsiniz oradanda şehir içine doğru sokaklar arasından geçiş yapabilirsiniz.

Eğer gözünüz keser ise sağdan direksiyonlu bir araç kiralayarak adanın en uç kısmına yolculuğa başlayabilirsiniz.

Yaklaşık 150 km’lik bir yol sonrasında kimi zaman deniz kenarından sürerek kimi zaman tarlaların arasından geçerek adanın en uç kısmı Dipkarpaz bölgesine geliyorsunuz.

Burası aslında eşekleri ile meşhur.Zamanında kullanılan eşekler yıllar sonra bu bölgeye terk edilmişler , gelen giden turistlerde onlarda yiyecek verince insanlara alışmışlar pek çoğu arabanın camından içeri kafasını sokarak sizden yiyecek istiyor.

Yolun büyük bir kısmı asfalt ama toprak yola geldiğinizde sizi sağ tarafınızda Apostolos Andreas Manasatırı karşılar.Girişinde eşekler için mevye sebze satan köylüler bulunur.Oradan adanın enfes meyve sularından içebilirsiniz.Hz.İsa’nın havarilerinden Andreas Kudüs’e gemi ile giderken suları bitince buradan karaya çıkar ve asasını yere vurunca su çıkar, buraya bir şapel yapılır ve kutsal sayılır.

Manastırı devam edince son noktaya geliyorsunuz ,adanın ucu bir harita programı açarsanız nerede olduğunuzu daha net görürsünüz. Buraya gelip dönmek ada şartlarında bir gününüzü alabilir , yol boyunca enfes plajların birinde durarak denizin de tadını çıkarabilirsiniz.

Powered by Wikiloc

Girne Gazimagosa Maraş Rotası

Adanın diğer ilçelerinden biri olan Gazimagosa’ya sabahın erken saatinde yola çıkıyoruz.Soldan akan trafikte pür dikkat ilerleyip 1974 yılındaki Barış Harekatından sonra Türk tarafında kalan o dönemin en ünlü sahil ve otellerine sahip olan Maraş yani Varoşa bölgesine geldik.

Kontrol noktasından geçtikten sonra ister bisiklet , ister akülü araç kiralayarak yada kendiniz yürüyerek Maraş bölgesinin izin verilen çok küçük bir kısmını gezebilirsiniz.Küçük diyorum çünkü zamanında dünyanın en güzel şehirlerinden biriymiş.

Sokak düzenlerine , evlerin mimarilerine , kullanılan yapı elemanlarına bakınca nasıl güzel bir şehir olduğunu tahmin edebiliyorsunuz.

Maraş , Barış Harekatından sonra uzun süre Türk Kuvvetleri tarafından kontrol edildi , halende öyle.Efsanelere göre harekat olduğunda insanlara tekrar evlerine dönecekleri söylendiği için pek çok kimse özel eşyalarını dahi almadan geri döneceğiz düşüncesi ile şehri terketmiş.1974 yılında 10 yaşında olan bir çoçuk şimdi 60 yaşında , orada yaşayanların pek çoğu ölmüş durumda.

Tabi aynı şey Türk tarafı içinde geçerli Güney kısmında yaşayan pek çok Türk evlerini bir daha görme imkanı bulamadı.

Maraş’ta 2 adet banka bulunmakta birinde halen kasanın kapalı olduğu ve dünyanın en kıymetli parasınında burada olduğu şehir efsaneleri arasında.Plajında yer alan kumların ise Mısır Kraliçesi Keolopetra tarafından gemiler ile çölden getirildiği söylenmekte.

Magosa sadece Maraş’tan ibaret değil elbette şehirde Lala Mustafa Paşa Cami , Namık Kemal zindanı , Sur içi , Venedik yıkıntıları , Snt.Paul kilisesi gibi birçok irili ufaklı tarihi yapı bulunmakta.

Powered by Wikiloc

Dönüş ise bu sefer kuzey tarafın dağ silsilesi olan Beşparmak dağlarının ortasından dağ geçitinden

Girne Lefkoşa

Girne gezimizde bugün rotamız Barış Harekatında Türk Barış Kuvvetlerinin adaya çıkarma yaptığı nokta olan sahil şeridinde yer alan müzeler.

Bunlardan ilki Özgürlük Milli Parkında yer alan Anıt Çıkarma gemisi ve Anıt Helicopter .Oradan yürüyerek çıkartma esnasında rumlar tarafından kullanılan savaş araçlarını ve silahları içeren Barış ve Özgürlük Müzesi ile anıtı gezebilirsiniz.

Ayrıca çıkarma planlaması esnasında şehit olan Albay İbrahim Karaoğlanoğlu ve diğe şehitlerin mezarlarını ziyaret edebilirsiniz.

Girne’den sonra hedef adanın ortasında yer alan başkent Lefkoşa

Leşkoşa’da ilk durak Kanlı Noel olarak bilinen Binbaşı Nihat İlhan’ın eşinin ve çocuklarının acımazca katledildiği ve müze haline dönüştürülen ev.Rum milislerin gece bastığı evde banyo küvetinde 3 çocuğu ile şehit edilen annenin dram dolu gecesi.

Buradan çıktıktan sonra Girne Kapısı denilen tarihi kapıdan geçerek eski şehir kısmına giriyoruz burada Venedikliler ,Osmanlılar , Lüzyanlar döneminden kalma tarihi yapıları hanları geziyoruz.
Adayı ikiye ayıran Yeşil Hat denilen sınıra gelince oradan açılan bir gümrük kapısı ile Rumların Türk tarafına aynı şekilde ada Türklerinin de o kapıdan Rum tarafına geçtiğine tanık olabilirsiniz.Rumlar kumara bizimkiler alışverişe

Elimiz boş dönmeyelim diyenlerin uğrak mekanı Erülkü Süpermarket alışveriş turundan sonra son durak Ercan Havaalanı.

Powered by Wikiloc

Kıbrıs maalesef kumar turizmine yenik düşmüş , 90’lı yıllarda gittiğimde daha bir ada havası hakimdi , keyifli keyifli gezip plajların , barların tadını çıkarıyorduk , şimdi tüm sistem kumarhaneler için .Oldukça pahalı bir ülke haline gelmiş.
Üniversitelerinden dolayı ortalıkda çok genç nüfus var ama onlarda pahalılıktan oldukça şikayetçi.Umarım dünya liderleri bir an önce Kıbrıs üzerinde bir anlaşma sağlarlar çünkü Kıbrıs ülke siyasetine kurban edilmeyecek kadar güzel bir ada.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir